Merhabalar, Anadolu'nun İslamlaşma sürecinde önemli bir tarihsel aralığa tekabül eden ve İslam'ın ikinci koşusu olarak adlandırılan 11. ve 13. yüzyıl arasındaki dönemde cereyan eden olaylara dair okuma notlarını paylaştığımız blogumuza hoşgeldiniz.

23 Aralık 2014 Salı

Halk İslam´ının Anadolu´daki Kökleri /Babailer İsyanı - YAVUZ SOYSAL*

04:43 Posted by Bedri Münir , No comments
Halk İslam´ının Anadolu´daki Kökleri /Babailer İsyanı

Tarih bilinci hem meselelerin kökünü kavramak,hem de şimdiyi tarif ederek geleceği inşa etmek bakımından önemli. Ayrıca insanın piyasanın elinde bir nesne olmaktan çıkıp, yaratıcı-dönüştüren bir özne olması ve zamanının paradigmalarını - geçmişin birikimleri ve geniş ufkuyla - çözerek gerçek bir var oluş sergilemesi tarih bilinciyle mümkün olacaktır.

Kuran da monoteist dinlerin kitaplarının birikimini ve peygamberler tarihindeki mücadeleleri anlatarak sağlam bir tarih bilinci oluşturmak ister.Döne döne anlatılan kıssalar bu pak insanlık yolunun ibretlerle,tecrübeyle dolu ve her zaman için geçerli olan evrensel iyiyi gösteren vesikalarıdır.
Nasıl psikiyatride sorunun temelleri çocuklukta ilk gençlikte aranıyorsa ve yahut bir çocuğun şiddete eğilimli olması iki-üç yaşlarında geçirdiği bir havaleye bağlanıyorsa mesela; dini, siyasi, sosyal, kültürel durumlar tarihsel temelleri bilinerek izah edilebilir.

Çünkü insan mezar yapan bir varlıktır. Kendine kök arar ve onu devam ettirir. Mezar yapması tarihsel bir varlık olmasıyla ve tarihi geleceğe aktarmakla ilgilidir.

Tüm bu çağrışımların ışığında şu söylenebilir:Herhangi bir ideoloji işe ilk olarak bir tarih bulmakla veya yaratmakla başlar.Burada iki durum ortaya çıkıyor.Tarihi verileri ile teori oluşturmak veya tercihlerini ve ideallerini tarihe doğrulatmak. Mesela klasik dindar zihinde-mukaddesatçı diyebileceğimiz-Osmanlı Devleti bir asrı saadet devridir. Milliyetçiliklerde hangi millete mensup ise o millet hatadan münezzehtir. Bu durumun aksi olan tarihsel bir veri gizlenir ya da meşrulaştırılmaya çalışılır. Sultanlar yeryüzünde Allah’ın gölgesi olduğu için, her şeyi yapabilir. Sultan diğer insanlarla aynı vicdan hukukuna tabi değildir. Kafadaki Allah totaliter olunca sultanda öyle oluyor tabi..
Bir Marksist için tarih sınıflar savaşıdır.(gerçekten öyledir) Her mesele bu tarihsel perspektif ile çözülebilir. Fakat tarihin ve toplumun belirleyiciliği insanı bir unsura indirgemiştir. Bu tarih görüşünde insan tarihin ilerleyiş yasalarına göre görevlerini yerine getiren bir varlıktır. Bir de tarihin tekerleği hep ileriye doğru gideceğinden bazı savaşlar ve işgaller bir ilerleme olarak görülür. Mesela Fransız Komünist Partisi Cezayir işgalini savunabilmiştir veya İngiliz işgali Hindistan’da kapitalizmin tohumunu atacağından olumlu bakılabilir. Neyse bu mesele ayrı bir yazı konusudur hem de bizim sınırımızı aşacak büyüklüktedir.

Biz Ali Şeriati’nin söylediğini söyleyelim:”İnsan tarihin ve toplumun içinde yetişen bir ağaç değildir”.Peygamberler tarihi de bize tarih yapıcılığının zirve örneklerini gösterir.

Egemen sınıflar tarih bilincinin oluşmaması için gerçeği çarpıtır, kendi çıkarlarına göre yazar, ve en önemlisi örter. Egemenlerin tüm ideolojik saldırıları apaçık gerçekleri örtmek içindir. Sömürüyü, sınıfsal çelişkileri, halkın kendi öz gerçeğini,tarihini örterler. Örtmek küfürdür. Küfür kök olarak tohumun toprakla örtülmesi oluyor. Kafir ise örten. Örtmek bizim devlet geleneğimizdir.Tarihimizin en bilinmeyen dönemindeki örtüyü kaldıralım ve konumuza girelim.

Daha önce Mikail Bayram’ın çalışmalarında özetlediğimiz gibi, Anadolu Selçuklu devri ve devrin en önemli özneleri(Nasrettin Hoca,Hacı Bektaş,Baba İlyas,Baba İshak,Konevi,Yunus Emre vb.) tarihimizin bilinmeyen dönemidir. Üstelik büyük önemine rağmen. Çünkü Türklerin Anadolu’ya girişinden kısa bir süre sonra bu coğrafyanın İslamlaşması karşısında tarihçiler şaşkındır. Uzun bir Hıristiyanlık geçmişi ve Ermeni ve Rum nüfusu olan bir yer kısa sürede İslamlaşmıştır. Burada bahsettiğimiz kişiler etkilidir.

Bu Türkmen önderler Anadolu’da fikri, siyasi, dini, sosyal, ekonomik bir düzen kurmuşlar; bir damar oluşturmuşlar ve daha sonrasında Nasrettin Hoca’nın ve Mevlana’nın oğlu Alaaddin Çelebi’nin katledildiği Kırşehir isyanına katılmayan Şeyh Edebaliler Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda etkin olarak bulunmuşlardır. Moğol zulmünden uçlara kaçan Türkmenler Osmanlı’nın kuruluşunda etkilidir. Mevleviliğin Osmanlı’ya gelişi II.Beyazıt dönemindedir.

Bu damarın en önemli lideri olan Baba İlyas, Baba İshak ve onların organize ettiği Anadolu’daki ilk isyanı Mikail Bayram’ın çalışmalarına dayanarak anlatacağız.

Türkmen İsyanı mı? Sapkın Bir Hareket mi?

Öncelikle şunu belirtelim ki, o devrin resmi tarihçileri devlet yanlısı bir anlayış ve düşünüşte olduklarından, devlet ve yöneticilerle mücadele halinde bulunan Babailerin dini düşünüş ve yaşayışları ile, sürdürdükleri mücadele karşısında hissi, taraf tutucu oldukları için ve hatta onları tezyif ve tahkir etmeyi görev edindiklerinden verdikleri bilgiler gerçekleri tam ve doğru olarak yansıtmaktan çok uzaktır. Bu tarihçilerin Türkmen ve Babailere karşı menfi tutumları eserlerinde o kadar açıktır ki zaman zaman: “Etrak-ı bidin”(dinsiz Türkmenler), “Babaiyan-i harici”(Harici Babailer),”Tabtukiyan-i mubahi”(Her kötülüğü mübah sayan Taptuklar) gibi sözlerle onlara hakaret etmekten kendilerini alamamışlardır.

Mevlevi yazarlar da (özellikle Eflaki Dede) Moğol yanlısı bir siyasi tutum içinde olup,Türkmenlere ve Ahilere karşı olduklarından bu konularda gerçeği yansıtmadıkları gibi büyük ölçüde tahrif de etmişlerdir.Türkmen hareketlerini Harici, Batıni, İbahi, Rafızi ve hatta dinsizlerin devlete karşı isyanı olarak göstermişlerdir.

İbn Bibi, Kadı Ahmet, Kerimüddin Aksarayi, Ebu’l Ferec, gibi belli başlı bu devir tarihçileri ile Eflaki ve Sipehsalar(Feridun) gibi Mevlevi yazarların Türkmen ve Babailerin sapıklıklarını tarif sadedinde onlara izafe ettikleri sözlerle,onların yaşayış ve adetleri ile ilgili olarak anlattıkları şeylerin menfi propaganda gayretiyle ortaya atılan iddialar olduğunu, Mikail Bayram, Türkmen liderlerin eserlerini ortaya çıkararak (Ahi Evren’in 20 kadar eseri,Baba İlyas’ın torunu Elvan Çelebi’nin eseri,,Baba İlyas’ın Cihat-name adlı eseri) göstermiştir.

Babailer aleyhine sürdürülen bu propagandalar sonraki asırlara da intikal etmiş ve bu kaynaklara dayanan tarihçiler Babai hareketinin liderlerini yalancı peygamber ve şarlatan olarak göstermiştir.
İbn Bibi, Baba İlyas’ın züht, takva ve vera sahibi bir kişi, yüksek irşat ve ikna kabiliyeti olan bir mürşit,üstün ahlaki meziyetleri bulunan bir halk adamı,halk arasında geçerli nefesi ile ün salan ve fakat ücret, hediye gibi hiçbir maddi çıkarı kabul etmeyen ermiş bir sofi olduğunu, çobanlığı kendisine meslek edinen ve otlattığı koyunlara dahi son derece müşfik davranıp hak ve hukuka riayetkar bir insan olduğunu söylemekten kendini alamamıştır. Zaten II.Gıyaseddin Keyhüsrev’,in isyanı bastırmak için görevlendirdiği ordunun askerleri hem davanın haklılığına hem de Baba İlyas’ın manevi nüfüzuna inanarak savaşmaktan vazgeçmişler,isyan gayrı Müslim askerler tarafından bastırılmıştır.Bu durum yukarıdaki bilgiyi doğrular.

Tarihçilerin şimdiye kadar ortaya koydukları temel iddia, Babai hareketinde ve diğer Türkmen kalkışmalarında temel etkenin heterodoks İslam olduğu yönündedir. Baba İlyas ve Baba İshak’ın peygamberliklerini ilan ettikleri, aslında Şii olan Türkmenlerin de onun peygamber olduğuna inandıkları üzerinde ısrarla durmaktadırlar.

Diğer bir mesele;Türkmen şeyhlerin kadın erkek bir arada sohbet meclislerinde bulunmaları, kadınları sema ve zikir halkalarına almaları şeklindeki adetlerini sapıklık olarak nitelendirmişler ve “ibahi” veya “Mubahi” tabiri ile bu adetleri kasdetmişlerdir.

Mikail Bayram, Ahi Evren ve Türkmenlerin aynı meslek ve meşrepten olduklarını ve ortak bir dini düşünüş içinde olduklarını söylemiş ve Ahi Evren, Baba İlyas ,Hacı Bektaş’ın aynı tasavvuf anlayışına sahip olduklarını bizzat bu şahısların eserlerine dayanarak göstermiştir.
Kaleminden Ali, Hasan, Hüseyin çıkan her yazar,derviş ve mutasavvıfa Şii diyen az değil diyor Mikail Hoca. 12 imam sevgisi Şiiliğin alamet-i farikası imiş gibi davranılıyor; oysa Nakşilik hariç bütün tarikatların intisap silsilesi bu imamlara dayanır.

Anadolu’daki Ahilerin, Bektaşilerin, Babailerin, Abdalların hepsini bir çırpıda heterodoks olarak vasıflandırmak doğru değildir.Türk ruhiyatının tasavvufa meyyal olmasından dolayı Anadolu’da tasavvuf gelişmiştir. Fakat buna Şii demek zordur. Çünkü tasavvufi düşünceye en uzak mezhep, Selefiye mezhebinden sonra Şiiliktir. Aslında Sunnilikte başlangıçta tasavvufla hoş değildir. Züht hareketini tasavvufun dışında düşünmek gerekir. Hal böyle iken Selçuklu devrindeki dini zümreleri Tasavvufi-Şii diye nitelemek (A.Yaşar Ocak öyle diyor.) doğru değildir.

Türkmenlerin Şii oldukları için Baba İlyas’ın peygamberliğine inandıkları iddiasını da doğru bulmaz. Şiilikte de peygamber bellidir. Başka peygamber gelmeyecektir.Mehdilik ise tarihin her döneminde her grupta olmuştur.(Ülkemizde de bir mehdimiz var.)

Bahsettiğimiz birinci el kaynaklarda Baba İlyas’ın peygamberlik iddiası ve heterodoks bir zümre oldukları sonucu çıkmaz.Torunu olan Elvan Çelebi’nin eserinde böyle bir şey yoktur. Elvan Çelebi yalnız da değildir. Aşık Paşa-zade,Şikari,Taşköprü-zade, Baba İlyas’ı temize çıkarmışlardır.Garip-name’nin sahibi Aşık Paşa ve oğlu Elvan Çelebi de peygamberlik iddiasına ne de Şii olduğuna dair bir şey yoktur.

Ahi Evren Şeyh Nasrettin Mahmut’un eserleri Babailerin dini düşünüşleri,tasavvufi meslek ve meşreplerini yansıtmak bakımından önemlidir.Ahi Evren’in her eserinde suni olduğu anlaşılmakla beraber,Menahic-i Seyfi adlı Şafii ilmihali niteliğinde bir eseri vardır ve ilmihalcilik geleneğinin başlangıcıdır.Mikail Bayram, Baba İlyas’a ait olduğunu düşündüğü Cihat-name adlı eserinden yola çıkarak,onun Ahi Evren gibi Suni-Şafii olduğunu söyler."Keza" der Hoca: ”Hacı Bektaş’ın Makalat’ı onun suni olduğunu açıkça ortaya koyar."

Tabi burada mezhepler meselesi önemli değildir.13. yüzyıl ortamını düşünerek mezheplerin içeriğini düşünmek lazım,zira ayrılıklar sonradır ve bu siyasi ayrılıkların argümanları dinselleşmiştir.
Bindiği Dalı Kesen Devlet ve Anadolu’da İlk İsyan Ahi ve Türkmenlerin en büyük hamisi olan Aladdin Keykubat’ın,oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından öldürülmesi ile Ahi ve Türkmenler için baskı ve zulüm dönemi başlamıştır. Babasını öldürürken en büyük desteği Saadettin Köpeki diye tanınan komutanından aldığı için devlet işlerini ona bırakarak kendisini,oyun ve eğlenceye,kadın ve içkiye kaptırmıştır.

II. Gıyaseddin’in Ahi Teşkilatının kurucusu Nasrettin Hoca’ya ve hocası Kirmani’ye karşı olan Şems-i Tebrizi ve Mevlana’nın paraleline girdiğini görüyoruz.

Sadettin Köpek Selçuklu tahtına göz diktiği için Gıyaseddin tarafından öldürüldü.Sadettin Ahilere yakın olan kıymetli devlet adamlarını öldürdü.

II.Gıyasettin Keyhüsrev,Alaaddin Keykubat’ı öldürdüğü,Ahilere yakın olan devlet adamlarını öldürttüğü için ve Harzemli Türkmen askerlerin lideri Kayır Han’ı öldürtüp  kendilerini yurt dışına sürmesi gibi sebeplerle Ahilerin kendisine karşı olduklarını biliyordu. Mevlana ve çevresinin de kışkırtmasıyla Saadettin Köpek’in saltanatı ele geçirmek için kurduğu örgütle ilgilerini ileri sürerek Ahi ileri gelenlerini tutukladı ve işkenceye tabi tuttu. Ahi Evren de tutuklanmış Saadettin Köpek’in ölümünden(1240) II.Gıyaseddin’in ölümüne kadar(1245) beş yıllık süre hapis kalmıştır.
Ahi Evren “Ağaz u Encam” adlı eserinde “Özellikle bu zamanın kurt tıynetli padişahları kişilerin varisleri olsa bile,terekesine(mirasına) el koymaktadırlar.Şeriatın hükümleri büyük ölçüde kalktı ve İslam’dan sadece bir isim kaldı.”demektedir.Bu sözleri Ahilerin mallarının yağma edildiğini gösterir.
İşte Anadolu Selçuklu devri tarihçilerinin hiç bahsetmedikleri tutuklama, zulüm ve işkence ve hatta öldürme olayları Baba İshak’ın liderliğinde Türkmenlerin isyan etmelerini hazırlayan başlıca sebeptir.

Baba İlyas Ahilerin ve Türkmenlerin maruz kaldıkları zulümden son derece müteessir olmuş,bu zulüm ve haksız icraata son vermek gerektiğine inanmıştır.

Halkı devlete karşı isyana sürüklemeden önce yöneticileri uyarmak için Baba İshak’ı Konya’ya göndermiştir.Baba İshak Konya’ya giderken Hacı Bektaş’a uğramış Hacı Bektaş’ın Mevlana’ya yazdığı mektubu sunmuş ve bir süre görüşmüştür.Hacı Bektaş mektubunda Mevlana’yı suçlamaktadır.

Baba İshak Konya’daki temaslarından sonuç alamayınca,Türkmenlerden oluşan müritleriyle ülkenin güneyine (Halep) sürülen Harzemli Türkmen askerlerle işbirliği yaparak harekete geçtiler.
Ve isyan başlar.

Anadolu ayaktadır. 1242’de başlayan bu isyanı (Nasrettin Hoca hapistedir) bastırmakla görevlendirilen Malatya Subaşısı Muzafferü’d-din Ali Şir’in askerlerine de sirayet ettiği Baba İlyas ve talebesi Baba İshak’ın manevi nüfuzuna inandıkları için-kendi bindiği dalı kesmek demek olan-savaşmayı reddederler.Türkmen askerler davanın haklılığını bildiklerinden çekilirler. Kırşehir’e kadar ilerleyen isyancıları durdurmak için gayrı-müslim askerlerden oluşan bir ordu sevk edildi ve bu askerler çok insafsız ve merhametsiz bir şekilde isyanı bastırdılar. 4000 Babai öldürüldü ve pek çoğu tutuklandı.Bundan sonra da bu tür Türkmen isyanlarının ardı arkası kesilmemiş ve askeri gücü Türk unsuruna dayanan Anadolu Selçukluları Devleti’ni bu güçten mahrum bırakmış ve devletin yıkılışına kadar sürüp gitmiştir.

Sultanların,beylerin saray ahalisinin aşırı lüks ve keyfi için,ekini eken, askere giden Türkmen halkın, devletin asıl unsuru olması gerekirken hem yoksul ve aç bırakılmış hem de devlet başka kültürlere ve dillere dayanarak Türkmen kültürünü, dilini, yaşayışını aşağılamış, Nasrettin Hoca’nın ifadesiyle bindiği dalı kesmiştir.

İşte bu aşağılanmaya, yoksulluğa boyun eğmeyip ayağa kalkan halkın ilk isyanı Babailer İsyanıdır.Daha sonra bu damarın ardı arkası kesilmemiş, Moğollara karşı isyanlardan, Şeyh Bedrettin’e, Celali İsyanlarından günümüze her kalkışmada bu temelin etkisi, kokusu görülür. Halkımızın türkülerine, ağıtlarına bakınız hep bu insan sevgisini, ortaklaşa bir yaşamın izlerini, zalime ilenmeyi, mazlumun yanında durmayı görürsünüz.

Eğer örtmek küfürse örtüyü kaldırmak insan olmanın zorunlu bir eylemidir. Hiç bir sahte sebep, idareyi maslahat örtünün gerekçesi olamaz, işte bazısı tek nüsha bazısı sadece iki nüsha olan eserleri ortaya çıkaran Mikail Hoca örtüyü kaldırmıştır.Tartışmayı Mevlana’ya laf atmak vasatına düşürenler, zaten fikren çoraklaşmış olan ülkemizde ve bugün piyasanın esaretindeki edebiyattan - sinemaya aşksız ve insansız ortamda fikir fukaralığının değirmenine su taşırlar.

Mevlana tarihin gördüğü en yüksek şairdir. Mikail Hoca’nın dediği gibi henüz onun hayal gücüne ve şiir yeteneğine ulaşabilen yoktur. Mesele bu değil. Sakin olunuz. Mesele halkı emre itaate, kişileri ve kurumları kutsamaya, onlara kul etmeye, İslam’ı bir ritüeller ve günahlar yığınına çeviren din(i)dar algıya karşı; tarihimizde zulme boyun eğmeyen, insan görünümlü olan ve olmayan hiçbir şeyi putlaştırmayan, yarı ilahlar üretmeyen, kadını insan olarak gören ve yaşamın içinde etkin olmasını sağlayan, güler yüzlü ve yaşanabilir bir İslam’ın olduğunu göstermektir.

Hem dünyanın merkezi vicdanımızdır, inanmayan ölçsün.

* Bu yazı ilk olarak 09.03.14 tarihinde Adil Medya'da yayınlanmıştır.
http://www.adilmedya.com/halk-islaminin-anadoludaki-kokleri-h1183.haber
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönderme